Seyahat

Kuzey’in Venedik’i St. Petersburg

Yılın ilk karı çoğu yere Aralık ayında düşer, bu ayda buz gibi bir havanın hakim olduğu, lapa lapa karların yağdığı, bembeyaz manzaralar izleyebileceğim sıcacık kafeleriyle içimi ısıtan sakin ve telaşsız şehirleri daha çok seviyorum. Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak anılan Rusya’nın ikinci büyük şehri St. Petersburg’a geldiğimde bunun için doğru adreste olduğumu görüyorum. St. Petersburg öyle güzel öyle görkemli bir şehir ki her sokağında sanat sunuyor, edebiyat sunuyor, tarih sunuyor. Puşkin ve Dostoyevski’nin memleketinden başka bir şey beklenemezdi. St. Petersburg’u hep beyaz geceleriyle hayal etmiştim ancak Aralık ayında yeni yılın yaklaşmasıyla süslenmiş sokaklarıyla ışıl ışıl capcanlı bir şehir karşıladı beni. İstanbul’dan 3 saatlik direk bir uçuşla St. Petersburg’a varılıyor. Ortalama 1200 TL’ye gidiş-dönüş uçak bileti bulmak mümkün.

Sovyetler Birliği döneminde Leningrad olarak adlandırılan St. Petersburg, Neva Nehri ve 42 ada üzerinde konumlanmış, 55 kanalı ve 500’e yakın köprüsü ile Kuzey’in Venedik’i olarak anılıyor. Rusların Büyük Pedro bizimse Deli Pedro dediğimiz Çar I.Pedro St. Petersburg’un Avrupa şehirlerine benzemesi için çok uğraş vermiş. Şehrin en meşhur caddesi Nevski caddesinde kafeler, restoranlar, mağazalar, rengarenk matruşkaların olduğu göz alıcı hediyelik eşya dükkanları var. Cadde boyunca sokak ressamları ve müzisyenlerini görüyorsunuz. Beş km uzunluğundaki Nevski caddesinde yürürken yolun sonunun hiç gelmeyeceği hissine kapılıyorsunuz.

Aralık ayında neden mi St. Petersburg? Havanın soğuk olması sıcacık mekanlar keşfetmenizi ve müzelerin tadını çıkararak gezmenizi sağlıyor. St. Petersburg bunu ziyaretçilerine fazlasıyla sunuyor. Dünyanın en büyük beş müzesinden biri olarak kabul edilen Ermitaj Müzesi tek kelimeyle muhteşem. Onaltı sevgilisi olması ile ünlü Çariçe Katerina’nın kışlık sarayı olarak Neva Nehri’nin kıyısında yapılmış Ermitaj. Müzede sergilenen üç milyona yakın eserin görülebilmesinin 11 yıl aldığı söyleniyor. Görülmesi gereken bir diğer müze, dünyaca ünlü Rus yazar Dostoyevski’nin son üç yılını geçirdiği ve Karamazov Kardeşler romanını yazdığı daire. Gezilecek bir diğer önemli yapı, Kremlin Sarayı’na benzeyen görkemli mimarisiyle Voskresenia Khristova Kilisesi. Çar 2. Alexander’ın devrimci bir grup tarafından öldürüldüğü noktada yapıldığı için kanlı kilise olarak da anılıyor. Kilisenin soğan kubbeleri ve renkleri masalsı bir görünüm veriyor. Nevski caddesi üzerinde dikkat çeken bir diğer yapı ise St.Petersburg’u işgal eden Napolyon’a karşı zafer kazanan Feldmareşal Mihail Kutuzov’ un mezarının bulunduğu Kazan Katedrali.

Ve yeni yıl kutlamalarının yapıldığı Saray Meydanı. Meydan 1905’te gerçekleşen Kanlı Pazar Olayı’na ve 1917’de yaşanan Ekim Devrimi’nin bir kısmına şahitlik yapmış. Burada yeni yıl öncesi noel pazarları kuruluyor. Kanallar şehri St. Petersburg’ta hava durumuna bağlı olarak yapılacak en güzel şeylerden bir diğeri ise şehri farklı açılardan görebileceğiniz nehir turu.

St. Petersburg’un önemli yapılarını gezdikten sonra artık şehrin sıcacık kafelerini ve restoranlarını keşfetme zamanı geliyor. Dışarıda yağan karı izleyerek kahvenizi içip kitabınızı okuyacağınız içinizi ısıtacak muhteşem kafeleri var. Bunlardan biri Rusların meşhur şairi Puşkin’in ölmeden önce son akşam yemeğini yediği Literary Kafe. Biz gittiğimizde şansımıza canlı klasik müzik konseri vardı. Diğer bir mekan Biblioteka, Nevski caddesi üzerinde bir kafe-restoran ayrıca içerisinde kitapçı da mevcut. Ayrıca içerisinde bulunan kitapçısıyla Singer kafe de görülmeye değer.

Rusların Borç çorbasının tadına mutlaka bakın, Rusya’nın meşhur sığır stroganoffunu Stroganoff Steak House’da mutlaka deneyin. Şehrin en meşhur krepçisi Tepemokta kahvaltı yapın. Kreplerin yanında meşhur içecekleri Kvas ve Morcu deneyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir